Connect with us

Hi, what are you looking for?

Eğitim

Helikopter Ailelerin Proje Çocukları ve Eğitimimiz

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları hepimizin gündemiydi. Nasıl olmasın ki! Urfa’da “Neyse ki kimseye bir şey olmadı” diye şükrettiğimiz olayın arkasından Maraş’ta kendini öğrencilerine siper eden fedakâr bir öğretmeni ve masum yavrularımızı kaybettik.

Biz bir olay karşısında hemen suçlu arama telaşına düşer, ihaleyi birine verdiğimizde rahatlar ve yeni bir gündeme geçeriz. Bu sebeple sorunlarımız çözümsüz kalır. Zira suçu birine ihale etmek aslında sadece sorunu büyütür.

Aile, okul, eğitim sistemi, siyasi iktidar vb. suçlandı. Ortalama vatandaşı anladık ta koca koca adamların bunu bile siyasi malzemeye dönüştürme hevesi nefeslerimizi ayrı bir daralttı.

Sorgulamayalım mı?

Ben bir sorunu çözmek isteyen kişinin ortada çok bariz, başka türlü yorumlayamayacağımız bir durum yoksa önce kendisine bakmasını isterim. Zira bunu yapmak meseleyi anlama çabasıdır ve değerlidir.

Sıradan insanlar toplumsal olayların sebepleri yerine sonuçlarını tartışır. Çünkü anlık düşünür, kendisine verilen bilgi ile yetinirler. O halde sıradan bir sonuca varmak istemiyorsak meseleyi soğukkanlılıkla, bütün yönleri ile görmeye çalışmak en doğrusudur.

Bu yazıda size sihirli bir formül vermeyeceğim. Ama ilk tavsiyem bilhassa TV ekranlarında ve çeşitli mecralarda her olaydan sonra ahkam kesen “retorik ustalarına” kulak asmayın. En büyük yanlışlarımızdan biri bu “herbologların” bize çözüm sunacağı beklentisidir.

Dolayısıyla bu acı sonuç toplum olarak kendimizi sorgulamamızı gerektiriyor. Çocuk yetiştirme modellerimiz yanında eğitim sistemimizi, dünyaya bakışımızı, çocuklarımıza yaptığımız “yatırımın sahihliğini” ve daha pek çok şeyi gözden geçirmeliyiz.

Bir Toplumsal Sorun Olarak Normalleşememek

Bu ülkenin en büyük toplumsal problemlerinden biri normalleşememektir. Bunun eğitim sistemimizdeki yansıması öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninde yaşandı. Eskiler anlatır. Birazına ben de şahit oldum. Eskiden öğretmenlerin “astığı astık kestiği kestik” idi.  Ancak bu çok yanlıştı. Bir gün ülke olarak bu yanlıştan dönmeye karar verdik. İyi de ettik.

Tam bu aşamada bir model önerildi. “Öğrenci merkezli eğitim.” Ama bizim normali bulamayan yapımız öğrenci merkezli eğitimi “öğretmeni merkezden çıkarmak” olarak anladı. Öğretmen şikâyet hattı bile kurduk. Efendiler, bütün psikoloji, pedagoji bize saygı duymadığınız bir figürü rol model alamayacağımızı söyler. O zaman saygınlığını yitiren bir figür eğitimci rolünü yerine getiremez. Bu gerçeği popülizme kurban etmeyecektik. Geçti ama kayda da geçsin.

Peki, bu alışkanlığımız nereden geliyor. Uzun hikâye ama kısasını söyleyeyim. Taklitçilik. Ahmet Cevdet Paşa’nın derdi bu değil miydi? Koca Mecelle buradan çıktı. Biz kanunlarımızı kopya etmeyelim dedi hazret. Ayak oyunlarına rağmen emek verdi, çalıştı ve üretti. Prens Sabahattin de bunu toplumsal yapı analizi ile izaha çalıştı. Dedi ki Batı’dan ya da başka yerden kanun da alınır kurum da. Ama yapıyı analiz edelim. Orda hangi soruna karşılık geliyor, biz de o sorun var mı? Sorunu ortaya çıkaran neden nedir? Bakalım. Hepsi örtüşüyorsa neden almayalım. İkisi de haklıydı.

Öğrenci merkezli eğitim hikayesi de böyle bir şey.

Ancak ben başka bir konuya odaklanacağım. Meseleyi aile tutumları ve eğitim boyutundan inceleyeceğim.

Toplumsal normallerin kaybı ve taklitçi yaklaşımların eğitimdeki izdüşümü: Çocuğu bir “birey” olarak değil, inşa edilmesi gereken bir “proje” olarak görme eğilimi.

Helikopter Ebeveynler

“Helikopter Ebeveyn” kavramının akademik literatürdeki geçmişi yaklaşık 25 yıl. Aşırı korumacı ve mükemmeliyetçi anne-babaları niteliyor. Bu tarza sahip aileler çocuklarını fazlaca kontrol ediyor, sınırlandırıyor, koruyor, onların yerine düşünüyor, yapıyor. Hatta konuşurken bu ebeveynler “bugün çok yorulduk” “ödevlerimiz henüz bitmedi” “biz bugün okula gitmeyeceğiz” gibi çocuğunun yerine düşünmeyi, yapmayı aynı zamanda onu hem sınırlayıp hem zorlamayı ifşa eden bir dil kullanıyor. Bu ailelere göre çocukları herkesten önemli ve öncelikli olduğundan onlar neredeyse yaptıkları her şeyde haklılar ve “yarıştığı diğerlerinden” hep üstünler. Bunun için onların psikolojisinin bozulmaması çok önemli. Kendini gerçekleştirmesine fırsat verilmeyen ve neredeyse hiçbir sorunla yüzleşmeden büyüyen bu çocuklar çok kırılgan, bu sebeple de korunmalı.

Bir araştırmaya göre Türkiye’de annelerin üçte biri, babaların ise yedide biri helikopter ebeveyn tutumuna sahipmiş. İşimiz var demektir.

Peki! Anne-Babalar Neden Helikopter Oluyor

Bu konu her birimizin kendimize itiraf etmesek te biraz bildiği hatta yaşadığı bir şey. O yüzden müneccim olmaya gerek yok. “Bilimin gücünü” arkama alarak konuşayım. Literatür helikopter ebeveynliğin temelde dört sebebi olduğunu söylüyor. Özetleyelim;

  • Çocuğunun başarısızlığından duyulan aşırı endişe ve korku,
  • Dış dünyaya karşı duyulan güvensizlik,
  • Yetişkinlerin kendi yaşamlarını telafi isteği,
  • Çevre baskısı.

Bence aşırı müdahaleci ebeveyn tutumlarının sebeplerinden biri de doğal yaşamdan uzaklaşmak. Felsefesine girersek izahı uzun ama kent yaşamında hayatımızı “profesyonel” sektörler üzerinden yürütmek, parayı ödeyenin müdahale hakkını güçlendiriyor. Taha Abdurrahman bu konuyu babalık rolünün değişimi üzerinden çok güzel analiz eder. Ona göre çağımızda çocuğuyla doğal ilişki kuramayan babalar bu işi psikolog ve pedagoglara havale etmiş.

Araştırmalar tek çocuklu ailelerin helikopter aile tutumunda önde olduğunu gösteriyor. Anlaşılan o ki çocuk sayısı azaldıkça tek çocuklu ebeveynler çocuklarının etrafında “pervane oluyorlar.” Zira maddi-manevi bütün yatırımlarını ona yapmışlar. Yatırıma tekrar döneceğim.

Bir neden de anne-baba olmadaki gecikme. Yine bilimin gücüne sığınayım. Yoksa taşlarlar beni. “Ailelerin anne-baba olmayı geciktirmeleri ve daha az çocuğa sahip olma eğilimi helikopter ebeveyn tutumunu artırmaktadır.” Önce “kendi hayatını” sonra eşiyle birlikte “hayatını” yaşayıncaya kadar “yapma çocukta” pardon çocuk yapmada gecikmek helikopter tutumu artırıyor olmalı.

Neden Anneler Daha Çok “Helikopter”

Suçlamadan önce inandığım bir hakikati dile getireyim. Türkiye dindarlığı ve eğitimi kadınlara havale etmiş bir toplum. Bu sebeple veli toplantılarında hep anneler vardır ve dindarlık çoğunlukla giyim-kuşam başta olmak üzere kadın görselliği üzerinden tartışılır. Tabii iş hayatı da bir etken. Görmezden gelemeyiz.

Ama araştırmalar kadınların erkeklerden daha “helikopter” olduğunu gösteriyorsa sebebi olmalı. Sebepleri arasında çocuklarına yaptıkları duygusal yatırımın fazlalığı, otorite alanlarının belirli ölçüde çocuk eğitimi üzerine kurgulanması, eser bırakma kaygısı, eğitimi onlara havale etmemiz, sorumluluk hissi vb. sayılabilir.

İstediğimizde “Yaptığımız” Proje Çocuklar

Kabul etmemiz lazım. Helikopter anne-baba tutumunun en büyük motivasyonu çocukları bir proje, bir yatırım olarak görmek. “Dil kalbin aynasıdır” derler. Dilimizdeki kullanımına bakarsak çocuk, mutlu evliliğin bir meyvesi, Allah’ın lütfu değil “yapılan” “yapmaya karar verilen” ya da “yapmaktan vazgeçilen” bir şey. Yani anne-babaların gerekli gördüklerinde, uygun bir projeye konu olduğunda karar verdikleri, bir oyun gibi vazgeçebildikleri bir nesne.

“Yapılan çocuklar” bir proje eseri olduğundan projeye halel gelmemesi mühim. Bu sebeple proje çocuklar hayatın merkezini işgal etmekte helikopter anne-babalar onların etrafında dönmektedir.

Çocuk bir projeye dönüşünce çocukların başarısı ebeveynlerin statü göstergesi oluyor. Bu sebeple yapılandırılmış çocuklar anne-babalar tarafından akademik, sanatsal veya sportif etkinliklerle programlanarak ailesinin statüsünü göstermeye koşullanmakta, böylece proje emsalleriyle her daim rekabete hazır olmaktadır.

Tüketim Toplumunda Helikopter Ebeveynlik

Tüketim Toplumunda Helikopter Ebeveynlik

Kapitalist dünyasın zihnimize mıh gibi çaktığı düşüncelerden biri şüphesiz bireysel başarıyı yüceltme ideolojisidir. Çağımızın ideal bireyi girişimci, çok şeye “sahip olan” bireydir. Ebeveynler en ağır mücadeleyi gelecekte çocuklarının bir şeylere “sahip olması” için vermektedir. Dolayısıyla helikopter ebeveynlik, çağımızda bireysel bir tutum olmanın ötesinde maddeci, sahip olma güdüsüyle beliren bir ideolojik, toplumsal bir tutumdur.

Ebeveynlikte normali zorlayan “aşırı ebeveynler” rekabetçi bir sürecin çocukları üzerinden sürdüğü bir alan da hem kendileri yarışmakta hem de çocuklarını yarıştırmaktadır. Her şeyi hesap eden “sorumlu, öngörülü, hesapçı” özne tipi, tüketim toplumunda her daim kendini yeniden üretmektedir. Bu sebeple helikopter ebeveynlerin, çocuklarına kesintisiz müdahalesi, çocuğuna ilgiden ziyade piyasa rekabetinin gereğidir.

Son zamanda dijitalleşme ile daha fazla tebellür eden iletişim hep özgürlükle aynı satıra yazılır. Tümüyle yanlış değil. Ancak yaşadığımız dünya aslında koskoca bir “gözetim toplumunda” yaşadığımızı gösterdi. İletişim arttıkça otoritelerin denetimi de arttı. Bu durum anne-babaların iletişim sınırlarını genişleterek çocuklarının hayatına anlık müdahale yeteneğini geliştirdi. Böylece gömleğin renginin bile anne-babaya sorulduğu bir vasat oluştu. Özgürlük yanılsaması gerçekte hayatın en basit alanlarında bile denetimi güçlendirdi.

Helikopter Tutumun Eğitimdeki Pratiği

İki yıl öğretmenlik yaptım, dört öğrencinin velisi oldum. İşim gereği eğitim sektörünün içindeyim. Çok sayıda idareci ve öğretmen arkadaşımın defalarca teyit ettikleri gerçek şudur. “Eğitimde öğrenci problemi yok veli problemi var.” Evet! Çok iddialı bir şekilde dile getiriyorum. Hep öğrencilerden şikâyet ediyoruz ancak asıl sorun veliler. Aslında velilerin yapması gereken tek şey öğrenciyi öğretmene bırakmak. Detayı, şekli tartışılabilir.

Gözlemim şu;

Herkesin çocuğu Einstein. Aslında hepsi Oxford’u kazanacak da hakları yeniyor. Biraz abartarak, ideal tipleştirerek söylüyorum. Veliler etrafında pervane oldukları çocukları ile ilgili gerçekleri görmek yerine onları “anlamayan” “psikolojisini bozan” öğretmenleri CİMER’e şikâyet etmekle meşguller. Yani sorun yine normalleşememe sorunu.

Kardeşim kabullenelim artık şunu; bir toplumun zekâ eliti %3’ü, 5’i geçmez. Yazık etmeyin bu çocuklara. Gerçeği kabullenin ve ne olabilecekse ona odaklanın. Onlar da rahat etsin siz de.

Bu gözler neler gördü, bu kulaklar neler duydu.

Velinin müdüre şöyle şikâyetlendiği vakidir; Hocam, öğretmen bizim çocuğun yanındaki çocuğa yüksek sesle konuşmuş, benim çocuğum bundan psikolojik olarak kötü etkilenmiş.” Şikayetçiyim!

Biran haklı olduğunu düşünelim. Peki ama bu çocukla nereye kadar.

Kendisi de öğretmen olan bir veli şunu diyebilir mi? Benim çocuğumun sınıfı değişeceğine sınıftaki herkesin yeri değişsin. Evet, ben bunu duydum.

Helikopter Düşerse Sadece Pilot Ölmez

Çok sayıda bilimsel araştırmanın verileri, sayısız gözlemimiz “korunaklı alanlarda” yetişen çocuklarda kimliğin, sorumluluk duygusunun yeterince gelişmediğini, psikolojik direncin düşük olduğunu gösteriyor. Yoksa bir çocuk yanındaki çocuğa biraz yüksek sesle konuşan öğretmeninden neden kötü etkilensin.

Helikopter ebeveynler için çocuk bir projeye dönüştükçe yatırım maliyeti büyüyor, yatırım maliyeti büyüdükçe de kurumlardan talepler artıyor. Bu sebeple velilerin bir kısmı okuldan çok şey bekliyor. Beklemek bir yere kadar hakkı ama kendi yapması gerekeni de oradan bekliyor. Ama diğer taraftan okulun yapacağını kendi belirlemek istiyor.

Weber de modernitenin en önemli göstergelerinden birinin toplumsal hayatın ve eylemlerin hesap edilebilirliği ve öngörülebilirliği olduğunu söyler. Helikopter ebeveyn tutumları, sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerde ve üniversite mezunu ailelerde daha yüksekmiş. Yani bu tutuma sahip aileler ağırlıklı bir şekilde hesaptan kitaptan anlayan ve hayatını hesap kitap üstüne kuran aileler.  Bunun bir anlamı da şu; bu aileler kendi hesabiliklerini çocuklarının hayatında bir proje olarak gerçekleştirmek istiyorlar.

Önce Sorumluluğu Öğretelim

Eğitim sistemimizde, çocuk yetiştirme modelimizde en büyük yanlışlardan biri önce sorumlulukları değil hakları öğretmektir. Bilmeliyiz ki insanın bir hakkı elde etmek için önce mücadele etmesi, emek vermesi, gerektiğinde bedel ödemesi gerekir. Eski Türklerde insan adını bile hak etmeliymiş. Mevcut duruma bakınca medeniyet hayli gerilemiş!

Dahasını okumak isteyenlerin Taha Abdurrahman’ın metinlerine bakmasını öneririm. Benim kendisinden habersiz yıllardır savunduğum bu düşünceyi gayet tutarlı bir şekilde açıklıyor.

Haklar sorumluluk üstüne bina edilmediğinde kendinden menkul bir hak talebi alıp başını gidiyor. Etrafımız hiçbir şey üretmeyen, topluma hiçbir katkısı olmayan ama her şeyin kendi hakkı olduğunu düşünenlerle doluyor. Sonuç mu; doğurduysan bakacaksın! Evet! Eminim çok ailenin başındadır.

Kahramanmaraş’ta kaybettiğimiz canların tek sebebi onları öldüren sınıf arkadaşları değildir. Sonucu konuşmak sorunu çözmez.

Vefat edenlere rahmet diliyorum.

Kaynaklar

Eroğul, N. (2025). “Helikopter Ebeveynliğin Sosyolojik Arka Planı”, Journal Of Social, Humanities And Administrative Sciences, 11(5): 420-427.

Maşalı, M. (2023). Taha Abdurrahman’ın Zaviyesinden Postmodern Aile ve Ahlaki Değerlerde Tersine Dönme. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 50, 137-157.

Yazgan, A. M. (2022). Proje Çocuklar ve Helikopter Ebeveynler Üzerine Bir Analiz. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 22(55), 227-258.

Yılmaz, H. (2020). Türkiye’de Helikopter Ebeveynlik Eğilimi Ve Helikopter Ebeveynlerin Demografik Özellikleri. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 20(46), 133-160.

Abdullah İnce’nin tüm yazıları için tıklayınız.

Sivas’ta doğdu. 30 yıldır Sakarya’da yaşıyor. Sakarya İlahiyatı bitirdi. Uzmanlık alanı din sosyolojisi. Yurt müdürlüğü, imamlık, öğretmenlik yaptı. Halen Sakarya İlahiyatta din sosyolojisi profesörüdür. Çok sayıda bilimsel çalışması var. Çalışmayı ve insanın çalışanını seviyor. Doktorada yaşlılık çalıştı şimdi de hem akademik olarak hem de fiili olarak gençlikle ilgili. Bunlar dışında dini gruplar, din-tüketim ilişkisi, gençlik ve inanç, afet-din ilişkisi gibi konularda da uzman sayılır. Evli ve 4 çocuk babası.

Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir.

Genel

Neşet Ertaş’ın “Yolcu” türküsü, hayat serüveninin sorgulandığı ve bu serüvene dair derin düşüncelerin anlatıldığı, yürek burkan bir türküdür. Türkünün her mısrası, insanın dünyadaki yolculuğuna...

Genel

TEBRİKLER SAKARYA KENT KONSEYİ, TEBRİKLER GENÇLİK MECLİSİ. Sohbetlerimizde her nasılsa yeni neslin durumunu tartışmaya açarız. Bu konuda oldukça mahir olan toplumumuz. Gençleri de hedefe...

Gezi

Ostrozac Kalesi (Boşnakça: Tvrđava Ostrožac) Bosna-Hersek’in en güzel ve en küçük şehirlerinden biri olan Cazin’e bağlı Ostrojaç köyünde bulunan bir kaledir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16....

Genel

Grafik tasarım, görsel iletişim, tipografi ve görsellik unsurlarını bir araya getirerek mesajları ve fikirleri ileten bir sanatsal disiplindir. Grafik tasarımın köklü bir geçmişi vardır...

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this