Connect with us

Hi, what are you looking for?

Genel

Olumsuzluğu Değil, Umudu Konuşalım

Zor zamanlar gelip geçicidir; asıl kalıcı olan, insanın hayata hangi pencereden baktığıdır.
İnsanın hayatında inişli çıkışlı dönemler olduğu gibi, devletlerin ve toplumların da benzer süreçlerden geçtiği bilinen bir gerçektir. Bu dönemler kimi zaman ekonomik darlıkla, kimi zaman ruhsal bir yorgunlukla kendini gösterir. Ancak dikkat çekici olan şudur, İnsanlar çoğu zaman olumlu gelişmeleri paylaşmak yerine, olumsuzlukları yaymada daha istekli davranmaktadır.a
Oysa bu tutum, farkında olmadan hem ruh dünyasını zedeler hem de toplumsal psikolojiyi derinden etkiler. Sürekli karamsarlık pompalamak, umudu değil çaresizliği büyütür. Bu da zamanla ferdi ve toplumsal bir yıkıma dönüşebilir.
İnsan kendi hâlini en iyi yine kendisi bilir. Elbette sıkıntılar yok sayılamaz; ancak önemli olan, bu sıkıntıları nasıl ele aldığımızdır. Sürekli dert anlatmak, sorunları tekrar tekrar dillendirmek çözüm üretmez. Asıl yapılması gereken; mevcut problemleri doğru tespit edip, onları nasıl daha olumlu bir noktaya taşıyabileceğimizi planlamak ve bunun için çaba göstermektir.
Bugün tıp dünyasında dahi bilinen bir gerçektir ki; en ağır hastalığa sahip bir insanın moral ve motivasyonu yüksek olduğunda, iyileşme süreci daha hızlı ve sağlıklı ilerleyebilmektedir. Ruh hâli, beden üzerinde sandığımızdan çok daha güçlü bir etkiye sahiptir.
İnsan ilişkilerinde de bu durum açıkça görülür. Sürekli olumlu konuşan, umut aşılayan insanların toplum içinde ve dost meclislerinde daha çok sevildiğine defalarca şahit olmuşuzdur. Buna karşılık, her ortamda karamsarlık yayan kişiler zamanla yalnızlaşır. Olumlu insanlar daha çok sevilir
Yıllar önce “Merhum Çantacı Necmi Abi”nin anlattığı bir hatıra bu durumu çok güzel özetler. Sabah dükkânını açarken bir esnaf diğerine sorar:
“İşler nasıl?”
Cevap hazırdır: “Berbat.”
Karşılık gecikmez: “Seninki nasılsa benimki de berbat.”
Necmi Abi der ki: “Kendi kendime düşündüm; bu insanlar niye işleri daha da berbatlaştırıyor? Oysa 10-15 yıl önce bisikletle işe gelen insanlar, bugün son model arabalarla dükkân açıyor. Şükretmeleri gerekmez mi?”
Üç-beş arkadaş bir araya gelip güzel anılarını, keyifli sohbetlerini paylaştığında, dağıldıklarında üzerlerinde olumlu bir etki kalır. Buna karşılık, sadece üçüncü sayfa haberlerini, felaketleri ve karamsar senaryoları konuşan bir ortamdan çıkan insanların üzerindeki negatif elektrik adeta elle tutulur hâle gelir. Bu durum, mücadele gücünü ve hayata tutunma iradesini zayıflatır. Negatif haberler ve konuşmalar negatif ruh hâli üretir.

Moral önemlidir. Şükür ise bir zayıflık değil, aksine güçlü duruşun adıdır. İnsan “ne oldum” demek yerine “ne olacağım” diye düşünmelidir. Geçmişine baktığında aştığı büyük sıkıntıları hatırlayan kişi, bugünkü sorunların da aşılabileceğini daha kolay kavrar. Çünkü geçmişinden ibret alan gelecek için plan yapar.
Yıllar önce Balkan göçmeni yaşlı bir amcayı tanımıştım. Küçük bir evde, tek başına yaşıyordu. Bir ziyaret sırasında arkadaşlardan biri ekonomik sıkıntılardan ve ülkenin iyiye gitmediğinden söz edince, Amca derin bir nefes aldı ve şu cümleyi kurdu.
“Evladım, hiçbir şey savaş kadar kötü değildir. Siz savaş görmediniz Allah’ta göstermesin. Mutlaka zorluklar vardır. Ama her zorluğun ardından mutlaka ferahlık gelir. Siz güzel çalışın gayret edin, birbirinize destek olun ve halinize şükredin. Şükredenin kapısını Allah daha çok açar.”
Bu söz, aslında pek çok tartışmayı tek başına bitirecek kadar güçlüydü.
İyilikleri yayalım, zorluklarla mücadele gücümüzü diri tutmak için iyimser düşünceyi çoğaltalım. Dertleri ve kederleri az konuşup, güzellikleri çoğaltarak paylaşalım ve büyütelim. Bu, sıkıntıları yok saymak demek değildir. Elbette konuşacağız, anlatacağız, yüzleşeceğiz. Ancak bunu şikâyetle değil; çözüm arayışıyla, umutla ve sorumluluk bilinciyle yapmalıyız. Mevlana’nın dediği gibi “Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı.”
Çünkü biliyoruz ki; karanlığı anlatmak kolaydır, asıl maharet bir mum yakabilmektir.

1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.

Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir.

Genel

Neşet Ertaş’ın “Yolcu” türküsü, hayat serüveninin sorgulandığı ve bu serüvene dair derin düşüncelerin anlatıldığı, yürek burkan bir türküdür. Türkünün her mısrası, insanın dünyadaki yolculuğuna...

Genel

TEBRİKLER SAKARYA KENT KONSEYİ, TEBRİKLER GENÇLİK MECLİSİ. Sohbetlerimizde her nasılsa yeni neslin durumunu tartışmaya açarız. Bu konuda oldukça mahir olan toplumumuz. Gençleri de hedefe...

Gezi

Ostrozac Kalesi (Boşnakça: Tvrđava Ostrožac) Bosna-Hersek’in en güzel ve en küçük şehirlerinden biri olan Cazin’e bağlı Ostrojaç köyünde bulunan bir kaledir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16....

Genel

Grafik tasarım, görsel iletişim, tipografi ve görsellik unsurlarını bir araya getirerek mesajları ve fikirleri ileten bir sanatsal disiplindir. Grafik tasarımın köklü bir geçmişi vardır...

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this