Connect with us

Hi, what are you looking for?

Genel

Sosyal Çürümenin Acı Meyvesi: Toplumsal Şiddet ve Ahlaki Erozyon

Bir zamanlar haber bültenlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan okul baskınlarını izler, hayretler içinde kalırdık. Bir çocuğun eline silah alıp okul basmasını, masum canlara kıymasını anlamakta zorlanırdık. “Bu nasıl olur?” diye sorardık kendi kendimize.

Bugün ise aynı acı manzaralar ne yazık ki kendi ülkemizde yaşandı. Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar, bir zamanlar uzağımızda sandığımız karanlığın aslında ne kadar yakınımızda olduğunu gösterdi.

Peki bu yaşananlar bir anda mı ortaya çıktı? Elbette hayır.

Kültürel Erozyon ve Medyanın Yıkıcı Etkisi

Yıllardır bu köşeden, bir vatandaş sorumluluğuyla çocuklarımızın maruz kaldığı kültürel ve ahlaki erozyona dikkat çekmeye çalıştık. Benim gibi onlarca duyarlı insan sosyal bir yapı bozukluğuna işaret etti. Kimi konferanslarında kimi yazılarında. Seküler eğitim sistemi içerisinde, kontrolsüz medya içerikleriyle büyüyen nesillerin kendi değerlerinden uzaklaşacağını söyledik. Dizilerdeki şiddet, mafya özentisi, kolay zenginlik hayalleri ve ahlaki sınırların silikleşmesi üzerine defalarca uyardık. Bunların üzerine sosyal medyadaki beyin yıkayan oyunlarda eklenince vahim sonuçlar ortaya çıktı.

Henüz birkaç ay önce sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisini kaleme almışız. Daha önce “ahlak eğitiminin” eğitim sisteminin merkezine alınması gerektiğini dile getirdik. Televizyon dizilerinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin bir gün ağır bedeller doğuracağını ifade ettik. Keşke yanılmış olsaydık.

Ama bugün geldiğimiz noktada, uyarıların ne kadar yerinde olduğu acı bir şekilde ortaya çıkıyor.

Toplumsal Çelişkiler ve İki Yüzlü Yaklaşımlar

Toplumsal Çelişkiler ve İki Yüzlü Yaklaşımlar

İşin bir başka boyutu ise toplumdaki çelişkiler… Dün “okullarda polis ne arıyor?” diye tepki gösterenler, bugün yaşanan olayların ardından “neden önlem alınmadı?” diye hesap soruyor. Üniversite kampüslerinde “Kampüste Polisin ne işi var” sloganıyla gülerek videolar çekip tarafsız ve yanlı yayın yapan TV kanalına haber olmuştu. Bu tutarsızlık, meselenin ne kadar yüzeysel ele alındığını açıkça gösteriyor. Şehit öğretmenin başörtülü olması nedeniyle seküler kesimin sessiz kalması da cabası. Oysa bir terörist için saç bağlama eylemleri ile kamuoyunu meşgul etmişlerdi. Bu tayfaya ne desek, ne yazsak boş. M.Akif ne güzel de demiş. “……….Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne,”. Ben de kendi adıma bu iki yüzlü namus yoksunu insanların yüzüne tükürsem, tükürüğe acırım.

Sosyokültürel Çifte Standart Tehlikesi

Daha da düşündürücü olan ise şu; böyle bir olayı gerçekleştiren çocuk, “modern” ve “eğitimli” bir aileden geldiğinde sessizlik hâkim oluyor. Ama aynı durum farklı bir sosyokültürel kesimde yaşansa, mesela dindar kesimin çocuğu olsaydı malum güruh ayağa kalkıyor. Kendilerini yırtarcasına tv ekranlarından, radyolarından, sosyal medyalarından köşe yazılarından ağızlarından köpükler saçarcasına saldırıya geçerlerdi. Ama seküler bir aile çocuğu için gösterdikleri tepki maalesef cılız bir şaşkınlık tepkisi ve sessizlik oldu. Bu çifte standart, en az yaşanan olaylar kadar tehlikelidir. Ahlak temelli Allah korkusu olmayan çocuklar kendilerini de toplumu da ifsat ediyorlar.

Ekonomik Değil, Sosyal Çürüme Sorunu

Yıllar önce kendisine mikrofon uzatılan bir akademisyenin şu sözleri hâlâ kulaklarımızda. “Türkiye’nin ekonomik değil, sosyal çürüme sorunu var. Etik kayboluyor, yaşam felsefemiz çöküyor” demişti. Maalesef haklı olduğunu gösteren olayları yaşıyoruz. Yıllarca TV ve sosyal medyalar aracılığı ile topluma ahlaksızlık pompalandı. Yapılan bazı programlar, diziler ve açıklamalar inanca İslam’a duyulan hasedin kinin nefretin dışa vurumuydu. Bunun yanında diyanet işleri başkanlığının birkaç hutbesi edep, ahlak üzerine okunmuştu. Bu okunan hutbe için de bugünlerde cezaevinde olan bir siyasetçi tepki göstermiş “Gençlere için edep ve ahlak konusunda verilen hutbeden çok üzülüyorum” diyerek tepki koymuştu. Galiba sosyal çürümenin siyaset ayağı da bir kanun ile seçilemez duruma kanunen getirilmelidir.

Bugün geldiğimiz nokta, bu tespitin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Medya, sinema ve diziler artık toplumu olumlu inşa eden değil, yozlaştıran bir noktaya savrulmuş durumda. Şiddeti normalleştiren, suçu cazip gösteren içeriklerle büyüyen bir nesilden sağlıklı bir gelecek beklemek gerçekçi değildir. Ama tüm suçu dış faktörlere yüklemek de kolaycılık olur.

Aynaya bakmak zorundayız.

Aynaya Bakma Vakti: Ailede Disiplin ve Sorumluluk

Hepimiz bir ailenin ferdiyiz. Anne Babalar çocuklarının özgür düşünceli, başarılı, mutlu insanlar olmasını ister. Ancak bir çoğumuz çocuk disiplini konusunda aynı hassasiyeti göstermiyoruz. Sorumluluğu okula, öğretmene, hatta sosyal medyaya bırakıyoruz. Oysa bir zamanlar bir annenin bakışı bile çocuğa kendini sorgulatmaya yeterdi. Bugün ise çocukların yön verdiği, ebeveynlerin ise geri planda kaldığı bir aile yapısı ortaya çıkmış durumda. Disiplinin olmadığı yerde özgürlük değil, başıboşluk büyür. Ve başıboşluk, zamanla telafisi zor acılara dönüşür. Bugün yaşananlar bir sonuçtur ve bu sonuçta hepimizin payı vardır. Kimse kendisini bu olaylardan soyutlayamaz. Dersler çıkarmamız gerekir, tedbirler almalı ve üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz.

Geleceğimiz İçin Toplumsal Refleks İhtiyacı

Artık toplumsal bir refleks göstermek zorundayız. Gerekirse bazı alanlarda sınırlar koymayı, bazı özgürlük tartışmalarını yeniden değerlendirmeyi konuşmalıyız.

Çünkü mesele sadece bir olay değil… Mesele, bir toplumun geleceğidir. Hele de bizim gibi geleceğe yön verme iddiasında olan bir ülke için değerleri korumak daha da önem arz etmektedir.

Sosyal Çürümenin Acı Meyvesi – Toplumsal Şiddet ve Ahlaki Erozyon’un Nedenleri ve Sonuçları

Abdulkadir ŞEN’in diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.

Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir.

Genel

Neşet Ertaş’ın “Yolcu” türküsü, hayat serüveninin sorgulandığı ve bu serüvene dair derin düşüncelerin anlatıldığı, yürek burkan bir türküdür. Türkünün her mısrası, insanın dünyadaki yolculuğuna...

Genel

TEBRİKLER SAKARYA KENT KONSEYİ, TEBRİKLER GENÇLİK MECLİSİ. Sohbetlerimizde her nasılsa yeni neslin durumunu tartışmaya açarız. Bu konuda oldukça mahir olan toplumumuz. Gençleri de hedefe...

Gezi

Ostrozac Kalesi (Boşnakça: Tvrđava Ostrožac) Bosna-Hersek’in en güzel ve en küçük şehirlerinden biri olan Cazin’e bağlı Ostrojaç köyünde bulunan bir kaledir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16....

Genel

Grafik tasarım, görsel iletişim, tipografi ve görsellik unsurlarını bir araya getirerek mesajları ve fikirleri ileten bir sanatsal disiplindir. Grafik tasarımın köklü bir geçmişi vardır...

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this