Connect with us

Hi, what are you looking for?

Genel

Ayasofya, Serebrenitsa ve Gazze

çinde bulunduğumuz Temmuz ayı üç önemli olayı bizlere hatırlatıyor. Biri yüzyıllık bir zincirin kırılmasıydı, ikincisi 15.Temmuz hain darbe girişimi (ayrı bir yazı kaleme alacağımız için burada çok yer vermek istemiyorum), son olarak, insanlığın vicdanında hâlâ yankılanan bir çığlığın yani BOSNA/SREBRENİTSA’nın yıldönümü.
Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması ve Srebrenitsa’da yaşanan insanlık dışı soykırım…
İlkinde bir medeniyet yeniden nefes aldı; ikincisinde ise medeniyet denilen şeyin ne kadar sığ ve acımasız olabileceğine bir kez daha tanık olduk.
Onların medeni diye tanımladıkları milletlerin gerçek yüzü.
Bu milletler aslında hiç değişmedi, dün ne idilerse bugünde aynı tıynetteler.
Yıllar önce o milletleri Merhum Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal marşında “Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar” sözleriyle gerçek yüzlerini kaleme almıştı.
Bu iki olay, birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında bizi hem kimliğimizle yüzleştiriyor hem de dünyadaki adaletsizliklerle hesaplaşmaya çağırıyor.

Ayasofya, sadece bir yapı değil, bir medeniyetin özeti, bir fethin sembolü, bir inancın zaferidir.
Uzun yıllar boyunca müze olarak kalan bu mabet, kalplerdeki sızıya dönüşmüştü.
Nihayet 2020 yılında zincirleri kırıldı ve Ayasofya tekrar cami olarak (24.07.2020) ibadete açıldı.
Bu karar, yüz yıllık bir baskının sona ermesi, tarihî bir kimliğin yeniden onarılmasıydı.
Ancak zincirleri kırmak, sadece kapıları açmakla olmaz.
Asıl mesele, o ruhu yaşatmak, o mabede ve onun temsil ettiği değerlere gerçekten sahip çıkmaktır.
Bugün Ayasofya ne kadar doluyor ne kadar ziyaret ediliyor, onun mesajı ne kadar yaşatılıyor?
Sahi, biz bu emanete gerçekten layık mıyız?
Veya Ayasofya’da Zincir Kırıldı Ama Ruh Hâlâ Zincirli mi?

Camiye çevirmekle bitmiyor işimiz.
Ecdadın emaneti olan bu mabedi sadece mimari bir hatıra olarak değil, bir bilinç, bir şuur, bir dava olarak içselleştirmeliyiz.
Çünkü Ayasofya’nın yeniden cami oluşu, sadece bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda dirilişin, yeniden şahlanışın da sembolüdür.
İçinden geçtiğimiz süreçler ne olursa olsun bir dava uğruna samimi mücadele edenler muzaffer olacaktır.

Dün Srebrenitsa, bugün Gazze
Ayasofya’nın zincirleri kırıldığı temmuz ayı, insanlığın zincire vurulduğu başka bir olayın da Srebrenitsa Soykırımını Anma Günüydü. (11.TEMMUZ).
Üzerinden tam 30 yıl geçti.
1995 yılında, Avrupa’nın göbeğinde, dünya kamuoyunun gözü önünde 8 binden fazla Müslüman erkek ve çocuk, sistematik olarak katledildi.
BM koruması altındaki bu insanlar, silahları ellerinden alınmış halde, çaresizce ölüme gönderildi.
Bu, sadece bir katliam değil, aynı zamanda dünyanın iki yüzlülüğünün ve suskunluğunun en karanlık örneklerinden biridir.
Ve ne yazık ki, o gün susan dünya bugün de susuyor.
İsrail’in Gazze’de aylardır sürdürdüğü katliam karşısında aynı körlük, aynı sessizlik hâkim.
Bosna’da yapılanı görmeyen dünya, bugün Gazze’de çocuklar öldürülürken yine üç maymunu oynuyor.
Ama daha da acısı biz Bosna’nın ve Gazze’nin kardeşleri de sessiziz.
Oysa müslüman ibret alandır.
Hani demişti ya rahmetli Aliya İzzetbegoviç:
“Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır”
Bugün, düşmana benzememek adına ne yapıyoruz?
Ne kadar tepki koyuyoruz?
Gazze için sadece üzülmek yetiyor mu?
Yarın bir gün orada da Srebrenitsa benzeri anma törenleri düzenleyip gözyaşı dökmek mi kalacak elimizde?
Tabi Gazze diye bir yer kalırsa.
Yoksa bu sefer farklı mı olacak?
Tedbir alan, ses veren, ayağa kalkan bir ümmet mi olacağız?
Kısaca hatırlamak Yetmez, Sahiplenmek Gerek.
Hatırlamak tekrarlanmaması için mücadele etmektir.

Ayasofya’yı yeniden cami yapmak nasıl bir şuur meselesiyse, Srebrenitsa’yı hatırlamak da öyle.
Ancak geçmişte yapılan hataları sadece anmak yetmez; aynı hataların yeniden yaşanmaması için mücadele vermek gerekir.
Bugün Gazze’de yaşananlar, Srebrenitsa’nın canlı bir tekrarından başka bir şey değil.
Fark şu ki, biz şimdi seyirci koltuğundayız.
Hükümetlerin kınamaları, STKlardan birkaç yürüyüş, birkaç basın açıklaması, tam olarak beceremediğimiz boykot.
Bizim mücadelemiz bunlar mı olmalıydı.
Geçmişte izledik, şimdi de izliyoruz.
Peki, ne zaman müdahale edeceğiz?

Bir millet, değerlerine sahip çıktığı ölçüde ayakta kalır.
Ayasofya, bu sahiplenmenin en güzel örneğidir.
Ama aynı millet, mazlumlara sırt döndüğünde kimliğini de yitirir.
Dün Srebrenitsa’da yaşanankarı sadece bir tarih değil, bir uyarı olarak görmek zorundayız.
Ayasofya bize “diriliş”i hatırlatırken, Srebrenitsa “uykuya dalmanın” bedelini anlatıyor.
Ayasofya’nın kapılarını açtığımız gibi yüreğimizi de açmalıyız.
Sadece taşlara değil, davaya sahip çıkmalıyız.
Mazlumun yanında durmayan, zalimin safında yer almasa bile seyircisi olur.
Ve her sessizlik, bir sonraki katliamın zeminini hazırlar.
Ayasofya’nın kubbesinde yankılanan ezan sesleriyle umut bulduysak, Srebrenitsa’nın sessizliğinde boğulan Gazze’nin de çığlıklarına gerektiği gibi duymak zorundayız.

1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.

Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir.

Genel

Neşet Ertaş’ın “Yolcu” türküsü, hayat serüveninin sorgulandığı ve bu serüvene dair derin düşüncelerin anlatıldığı, yürek burkan bir türküdür. Türkünün her mısrası, insanın dünyadaki yolculuğuna...

Genel

TEBRİKLER SAKARYA KENT KONSEYİ, TEBRİKLER GENÇLİK MECLİSİ. Sohbetlerimizde her nasılsa yeni neslin durumunu tartışmaya açarız. Bu konuda oldukça mahir olan toplumumuz. Gençleri de hedefe...

Gezi

Ostrozac Kalesi (Boşnakça: Tvrđava Ostrožac) Bosna-Hersek’in en güzel ve en küçük şehirlerinden biri olan Cazin’e bağlı Ostrojaç köyünde bulunan bir kaledir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16....

Genel

Grafik tasarım, görsel iletişim, tipografi ve görsellik unsurlarını bir araya getirerek mesajları ve fikirleri ileten bir sanatsal disiplindir. Grafik tasarımın köklü bir geçmişi vardır...

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this