Aylardır süren “TikTok ABD’de yasaklanacak mı?” gerilimi, teknoloji dünyasının en büyük belirsizliklerinden biriydi. Bu süreç nihayet bir sona yaklaşıyor. Ancak raporlar, bu dizinin finalinin basit bir yasakla değil, ABD’nin dayattığı şartlarla bittiğini gösteriyor. TikTok yasağı ve dijital sansür kavramları, bu olayla birlikte yeniden tanımlanıyor.
Ars Technica‘nın haberine göre; Çinli teknoloji devi ByteDance, uygulamanın ABD’de kararmasını önlemek için “ortak girişim” kurmaya razı oldu. Yani kontrolü Amerikalı ortaklara devretmeyi kabul etti. Kısacası ABD hükümeti masaya yumruğunu vurdu. ByteDance’e “Ya benim kurallarımla oynarsın ya da bu ülkeden silinirsin” mesajını verdi. Sonuç olarak ByteDance direksiyondan indi ve denetim ABD sermayesine geçti.
Bu gelişme sadece bir teknoloji haberi değildir. Türkiye’nin yıllardır maruz kaldığı haksız eleştirilerin ve Batı merkezli çifte standardın ispatıdır.
5651 Sayılı Kanun ve Dijital Sansür Yaygarası
Hafızamızı tazelemekte fayda var. Türkiye, 5651 sayılı kanunda değişiklik yaparak sosyal medya devlerine temsilci bulundurma zorunluluğu getirmişti. Peki o dönem neler yaşanmıştı?
Devletin talebi son derece basitti:
-
Vatandaşın hakları ihlal edildiğinde bir muhatap bulmak.
-
Şirketlerin vergi mükellefi olması.
Ancak bu meşru talep, bazı odaklarca TikTok yasağı ve dijital sansür benzeri etiketlerle yaftalandı. Süreç, “ifade özgürlüğüne darbe” ve “otoriterleşme” eleştirileriyle gerildi. Hatta Türkiye, Twitter (X) ve Pinterest gibi platformlara reklam yasağı uygulamak zorunda kaldı. O dönem “Amerikan Rüyası”nı referans gösterenler, devletin bu çabasını “dünyadan kopuş” olarak niteledi.
ABD Yapınca “Ulusal Güvenlik”, Türkiye Yapınca Baskı mı?
Bugün gelinen noktada, o “özgürlükler ülkesi” ABD’nin pratiğini görüyoruz. ABD, Türkiye gibi sadece “bir temsilci atayın” demekle yetinmedi. Şirketin mülkiyet yapısını değiştirmeyi ve kontrolü Amerikalı şirketlere devretmeyi şart koştu.
Bu durum tam bir çifte standart örneğidir:
-
Türkiye, Twitter’a “Ofis aç” dediğinde kıyamet koparanlar sessiz kaldı.
-
ABD, ByteDance’e “Satmazsan kapatırım” dediğinde bunu onayladılar.
Bu ikircikli tavır, eleştirilerin demokrasi kaygısından kaynaklanmadığını kanıtlıyor. Asıl rahatsızlık, Türkiye’nin bağımsız bir dijital politika izlemesidir. ABD’nin müdahalesi, Türkiye’nin düzenlemelerinden çok daha serttir. Türkiye regülasyon yaparken, ABD fiilen el koyma tehdidiyle masaya oturmuştur.

Sosyal medya düzenlemeleri ve adalet
TikTok Yasağı ve Dijital Sansür Ekseninde Devlet Aklı
Yaşanan TikTok yasağı ve dijital sansür vakası şunu tescil etmiştir: Dijital alan, devletlerin egemenlik sahasıdır. Türkiye’nin geçmişteki reklam yasakları ve bant daraltma tehditleri bir inatlaşma değildi. Bu hamleler devlet olmanın gereğiydi.
Zaman, Türkiye’nin sosyal medya düzenlemelerine saldıranları haksız çıkardı. Devlet aklıyla hareket edip dijital sınırlarını koruyanlar haklı olduğunu gösterdi. Türkiye’nin vizyonerliği, bugün dünyanın en büyük liberal ekonomisinin yasak tehditleriyle doğrulanmıştır.
Sonuç: Türkiye Vites Yükseltmeli
Bu tablo karşısında Türkiye’nin duruşu nettir. Haklılığı küresel ölçekte ispatlanmıştır. Hatta bu örnek, Türkiye’nin elini daha da güçlendirmelidir. Türkiye sadece temsilcilik açtırmakla yetinmemelidir. ABD’nin bu agresif tutumunu örnek alarak (precedent) yaptırımlarını artırmalıdır.
Özellikle şu adımlar atılmalıdır:
-
Veri Lokalizasyonu: Türk vatandaşlarının verilerinin Türkiye’deki sunucularda tutulması şartı sıkılaşmalı.
-
Algoritma Şeffaflığı: İçeriklerin neye göre öne çıkarıldığı denetlenmeli.
-
Çocukların Korunması: Platformların çocuklar üzerindeki etkilerine karşı sert tedbirler alınmalı.
Eğer ABD, ulusal güvenlik gerekçesiyle küresel bir şirketi parçalayabiliyorsa, Türkiye’nin de kendi vatandaşını koruması en doğal hakkıdır. TikTok yasağı ve dijital sansür tartışmaları, dijital kapitülasyonlara son verilmesi gerektiğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor.

Dijital Egemenlik Savaşı ve Çifte Standart: ABD’nin TikTok Sınavı ve Türkiye’nin Haklılığı
—
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.
1977 yılında Kastamonu’da dünyaya geldi. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden ve Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünden mezun oldu. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslami Bilimler Anabilim Dalı Kelam Bölümünde Yüksek Lisans yaptı. 2002 yılından beri reklamcılık sektörünün içerisinde yer aldı. Grafik tasarım üzerine uzmanlaştı. Sakarya Üniversitesi’nde Grafik Tasarım, Fotoğrafçılık, Medya Planlama ve Mesleki Bilgisayar Uygulamaları dersleri verdi. Profesyonel anlamda stok fotoğrafçılıkla uğraşmaktadır. Halen bir reklam ajansında grafik tasarım üzerine çalışmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.






















