Connect with us

Hi, what are you looking for?

Genel

Elektrik Faturasındaki Üç Çocuk Çelişkisi

Hükümetin enerji politikalarında 2026 yılı itibarıyla başlattığı “yeni dönem”, sessiz sedasız ama derinden bir tartışmayı evlerimize taşıdı. Yıllık 4.000 kWh sınırı… İlk bakışta sadece rakamlardan ibaret teknik bir düzenleme gibi duruyor. “Çok tüketen piyasa fiyatını ödesin, devletin sırtındaki sübvansiyon yükü azalsın” mantığı, kulağa rasyonel bir ekonomi yönetimi gibi gelebilir. Ancak mesele mutfağa, çocuk odasına ve vatandaşın dünya görüşüne gelince işler bir hayli karışıyor.

Yıllardır meydanlarda, kürsülerde ve devletin en üst kademelerinde yankılanan bir çağrı var: “En az üç çocuk.” Nüfusun yaşlanmasına karşı dinamik bir toplum yapısını korumak, Türkiye’nin beka meselesi olarak önümüze konuluyor. Peki, devletin bir eliyle “çoğalın” dediği bir iklimde, diğer eliyle “kalabalıklaştıkça faturanı katlarım” demesi ne kadar tutarlı?

Bugün Türkiye’de mütevazı bir yaşam süren beş-altı kişilik bir ailenin, sadece temel ihtiyaçları için (buzdolabı, çamaşır makinesi, aydınlatma ve belki ısınma) tükettiği elektrik, 333 kWh’lık o sihirli aylık sınırın çok üzerinde kalıyor. Bu aileler ne lüks bir villa işletiyor, ne de kripto para madenciliği yapıyor; sadece kalabalıklar. Yani devletin teşvik ettiği o “geniş aile” yapısının içine girdikleri an, otomatik olarak “yüksek tüketimli zengin” sınıfına alınıp sübvansiyon şemsiyesinin dışına itiliyorlar.

İşte tam burada büyük bir yapısal çelişki doğuyor. Bir yandan nüfus artış hızını stratejik bir hedef olarak belirleyip teşvik edeceksiniz, diğer yandan bu stratejinin doğal sonucu olan “yüksek enerji ihtiyacını” cezalandırıcı bir maliyetle karşılayacaksınız. Bu durum, sosyal devlet ilkesinin sadece kâğıt üzerinde kaldığının, ekonomi yönetiminin ise toplumsal gerçekliklerden kopuk bir “excel tablosu” mantığıyla hareket ettiğinin en somut göstergesidir.

Dünyaya baktığımızda bu çelişkiyi çözen örnekler yok değil. Örneğin İspanya’da uygulanan “Bono Social” sistemi, kalabalık aileleri doğrudan bir “koruma kalkanı” içine alıyor. Orada devlet, “Senin çocuk sayın fazlaysa, senin enerji ihtiyacın lüks değil, temel haktır” diyor. Bizde ise sistem, hane halkı sayısına kör bir şekilde sadece sayaca bakıyor. Kimin yaktığına değil, ne kadar yaktığına odaklanıyor.

Elbette bu işin bürokratik zorlukları, veri entegrasyonu sancıları olacaktır. Kimin nerede oturduğunu takip etmek, nüfus kayıtlarını elektrik abonelikleriyle eşleştirmek kolay bir operasyon değil. Ancak teknolojiyle övündüğümüz, e-Devlet kapısının her derdimize derman olduğunu söylediğimiz bir çağda, bu zorlukların arkasına sığınmak ne kadar inandırıcı?

Enerji tasarrufu yapmak, verimliliği artırmak ve bütçe disiplinini sağlamak elbette kıymetli hedefler. Ancak bu hedeflere giderken, devletin kendi eliyle çizdiği nüfus projeksiyonunu baltalaması tam bir “kendi ayağına sıkma” hikâyesidir. Vatandaşa “çoğalın” dedikten sonra, kalabalıklaştığı için gelen o kabarık faturanın altında onu yalnız bırakmak, sadece bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda ciddi bir samimiyet sınavıdır.

Görünen o ki; ya nüfus politikamızı sayaçlara göre güncelleyeceğiz ya da sayaçlarımızı insan odaklı, adil bir sosyal devlet anlayışıyla yeniden kurgulayacağız. Çünkü hem “üç çocuk” tavsiye edip hem de o evin ışığını “pahalı” kılmak, hiçbir mantık süzgecinden geçmiyor.

 

Yazan

1969 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk ve orta öğretimini Adapazarı’nda, Lise eğitimini Sakarya 1. Endüstri Meslek Lisesinde (Elektrik Bölümü) tamamladı. Lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünde tamamladı. İlk Yüksek Lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde “Yüksek Mühendis” unvanını alarak, ikinci Yüksek Lisans eğitimini ise Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İşletme bölümünde “İşletme Bilim Uzmanı” unvanını alarak tamamladı. Askerliğini kısa dönem olarak Ankara’da ve Manisa’da yaptı. Çalışma hayatına 1991 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nda başladı, Sivas, Tekirdağ ve Sakarya illerinde Teknik Öğretmen ve Yönetici olarak vazife yaptı. 2004-2007 yılları arasında Adapazarı Merkez Belediyesi’nde Teknik İşler Başkan Yardımcısı, 2007-2014 yılları arasında Sakarya Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı ve 2021-2022 yılları arasında Teftiş Kurulu Başkanı olarak görev aldı. Halen Elektrik Makine ve Malzeme İkmal Daire Başkanı olarak vazife yapmaktadır ve bu daire sorumluluğunda kuruma ait 6 HES ve 1 GES işletmeciliği yapılmaktadır. 2017-2024 yılları arasında Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG) Sakarya Şube Başkanlığı’nı yürütmesinin yanında yerel ve ulusal ölçekli derneklerde muhtelif görevlerde bulunmuştur. 2015 yılından bu yana “Gayrimenkul Değerleme Uzmanlığı" da yapmaktadır. Telekomünikasyon alanında Cem SERTEL ile birlikte kaleme aldığı “Haberleşme Tekniği-1” kitabı halen lise ve üniversitelerde okutulmaktadır. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir.

Genel

Neşet Ertaş’ın “Yolcu” türküsü, hayat serüveninin sorgulandığı ve bu serüvene dair derin düşüncelerin anlatıldığı, yürek burkan bir türküdür. Türkünün her mısrası, insanın dünyadaki yolculuğuna...

Genel

TEBRİKLER SAKARYA KENT KONSEYİ, TEBRİKLER GENÇLİK MECLİSİ. Sohbetlerimizde her nasılsa yeni neslin durumunu tartışmaya açarız. Bu konuda oldukça mahir olan toplumumuz. Gençleri de hedefe...

Gezi

Ostrozac Kalesi (Boşnakça: Tvrđava Ostrožac) Bosna-Hersek’in en güzel ve en küçük şehirlerinden biri olan Cazin’e bağlı Ostrojaç köyünde bulunan bir kaledir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16....

Genel

Grafik tasarım, görsel iletişim, tipografi ve görsellik unsurlarını bir araya getirerek mesajları ve fikirleri ileten bir sanatsal disiplindir. Grafik tasarımın köklü bir geçmişi vardır...

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this