Bazen bir gün, yılların biriktirdiği yalanları ortaya çıkarmaya yeter. 7 Ekim, yalnızca Gazze‘de yaşananlarla anılan bir tarih değil, aynı zamanda dünyanın yıllardır görmek istemediği gerçeklerle yüzleşmeye başladığı bir dönüm noktası oldu.
Filistin’in tarihsel kırılma noktaları
9 Aralık 1917 günü, Kudüs ve Gazze’nin bugün yaşadıklarının başlangıcına giden yolun açıldığı günlerden biri oldu. Osmanlı kuvvetlerinin Kudüs’ten çekilmesinin ardından şehir bu tarihte İngilizlerin eline geçti. İngilizler ise Avrupa’da istenmeyen Siyonist Yahudilere Filistin’in kapılarını açan bir siyaset izledi ve zaman içerisinde bu topraklarda Siyonist bir devletin kurulmasına zemin hazırlanmasına öncülük etti. Osmanlı’nın bölgeden çekilmesiyle birlikte Filistin, yalnızca topraklarını değil, yüzyıllardır sürdürdüğü düzenini ve geleceğini de tehdit eden bir sürecin içine girdi.
1948: Sürgün ve mücadelenin yeni safhası
İngiliz yönetimi döneminde atılan adımlar, 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasıyla yeni bir safhaya ulaştı. Filistinliler için ise bu tarih, büyük bir felaketin, sürgünün, yurdunu terk etmek zorunda kalmanın ve bitmek bilmeyen bir mücadelenin başlangıcı oldu. Oysa Filistinliler, yıllar önce bu topraklara gelen insanlara kapılarını açmış, onlarla aynı coğrafyada yaşamışlardı.
Filistin halkı yıllardır işgalin, yerinden edilmenin, kuşatmanın ve şiddetin acısını yaşıyor. Yaşlısı, kadını, çocuğu demeden sivillerin hayatını hedef alan saldırılar, yıkılan evler, hastaneler ve okullar, dünyanın gözü önünde insanlık vicdanını yaralayan görüntülere dönüştü. Peki, bütün bunlar yaşanırken dünya neredeydi?
7 Ekim sonrasında dünyanın vicdan sınavı
7 Ekim, karanlık dünyaya tutulan bir projektör oldu; yıllardır karanlıkta bırakılan gerçekleri görünür hâle getirdi. Ancak hiçbir eylem, sivillerin hedef alınmasını, sonrasında yaşanan kitlesel yıkımı, çocukların hayatlarının karartılmasını ve bir halkın topluca cezalandırılmasını meşru kılamaz.
İnsan hayatının değeri, kimliğe, dine veya milliyete göre değişmez. Asıl mesele, insan haklarının yalnızca güçlülerin hakkı olmadığı gerçeğidir. Uluslararası hukuk yalnızca bazı ülkeler için işletilecek bir kural değildir. Bir çocuğun hayatı, nerede doğduğuna ve hangi dine mensup olduğuna bakılarak değer kazanmaz veya kaybetmez.
Meydanlarda yükselen vicdan sesi
Bu tarihten sonra dünyanın dört bir yanındaki meydanlar, İsrail’in katliamlarını lanetleyen vicdanlı insanlarla doldu. Avrupa’da, Amerika’da, Avustralya’da ve dünyanın başka birçok yerinde protestolar düzenlendi. Düne kadar sessiz kalan toplumların içinde dahi büyük bir vicdan hareketi ortaya çıktı.
Bazı devletler Filistin’i tanıma yönünde adımlar atarken, Filistin meselesi uluslararası siyasetin en önemli gündemlerinden biri hâline geldi.
Hazır düşünceleri sorgulamak ve hakikati aramak
Peki, asıl değişim nerede yaşanıyor? Asıl değişim, insanların kendilerine sunulan hazır düşünceleri sorgulamaya başlamasında yaşanıyor. Yıllarca Hollywood yapımlarıyla, medya kuruluşlarının yayınlarıyla ve sosyal medya üzerinden yürütülen algı operasyonlarıyla oluşturulan bakış açıları artık eskisi kadar sorgusuz kabul görmüyor.
Gazze’deki acıları izleyerek İslam’ı, Müslümanları ve Filistin halkının tarihini araştırmaya başlayan insanlar da var. İslam hakkında önceden sahip oldukları düşünceleri sorgulayan, Kur’an-ı Kerim’i okumaya yönelen, Müslümanlarla daha yakından tanışan ve İslam’ı kabul eden insanlar çoğalıyor. Çünkü hakikat, üzeri ne kadar örtülürse örtülsün bir gün kendisini gösterir. Zulüm ne kadar güçlü olursa olsun, mazlumun feryadını sonsuza kadar susturamaz. İşte 7 Ekim’in karanlık dünyaya tuttuğu projektörün anlamı budur.

En zor koşullarda bile adalet, özgürlük ve barış umudu yeşermeye devam eder.
Adalet, insan hakları ve ortak sorumluluk
Bu gelişmeler ışığında Filistin’in özgürlüğü için adaletin, uluslararası hukukun ve insan haklarının tavizsiz biçimde savunulması gerekiyor. İşgalin sona ermesi, Filistinlilerin kendi topraklarında özgürce yaşaması, çocukların korkusuzca büyümesi ve insanların temel haklarına kavuşması gerekiyor.
Biz Müslümanlara düşen ise yalnızca üzülmek ve öfkelenmek değildir. Birlik olmak, kardeşlik hukukunu yaşatmak, ilimle güçlenmek, ahlakımızı korumak ve adaletin yanında durmaktır. Çünkü İslam’ın bize öğrettiği zafer anlayışı, yalnızca bir başkasının yenilgisi üzerine kurulmaz. Gerçek zafer, zulmün sona ermesi, adaletin hâkim olması ve insanların huzur içinde yaşayabilmesidir.
İnsanlığın ortak vicdan sınavı
Unutmamalıyız ki tarih boyunca nice güçlü görünen devletler, ordular ve imparatorluklar gelip geçmiştir. Kendilerini dünyanın sahibi zannedenler, bir gün tarihin sayfalarında ibretlik birer hatıraya dönüşmüştür. Bugün Gazze’de yaşananlar, yalnızca Filistinlilerin meselesi değildir. Bu mesele, insanlığın hangi tarafta duracağını belirleyen bir vicdan sınavıdır.
Bizim inancımızda zafer, Allah’ın izniyle, sabredenlerin, hakikatten ayrılmayanların ve adaleti ayakta tutanların umududur. Kur’an-ı Kerim’in müjdesiyle, hakkın ve adaletin üstün geleceğine olan inancımızı koruyoruz. Bugün dünyanın dört bir yanında yükselen vicdan sesleri de bize umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini hatırlatıyor.
Hakikatin ışığını yaşatmak
7 Ekim, karanlık dünyaya bir projektör tuttu. Bundan sonra asıl mesele, bu ışığın sönmesine izin vermemektir. Şimdi bize düşen görevler de var. Kişisel olarak soykırımı gündemde tutmak, boykot yapmak, hayatımızın her anında soykırım karşıtı duruş sergilemek ve çevremize bu konu hakkında bilinç aşılamak bunlardan bazılarıdır.
Hakikatin ışığını söndürmeden, adaletin ve özgürlüğün zaferi için Gazze’nin yanında, soykırımcıların karşısında olmaya devam edeceğiz.

Gazze: Vicdan ve Adalet
—
Abdulkadir ŞEN’in diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.
1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.

























