Geçmiş kuşaklardan bize kalan ve her dönem övünerek bahsettiğimiz güzel ahlakımızın son zamanlarda ciddi erozyona uğradığını görmekteyiz.
Toplumumuz, ahlaki temelini İslami inancından, örf ve adetlerinden almaktadır. Dini ve yazılı olmayan örfi kanunlarla yaşadığı sürece millet olmanın gururunu yaşıyorduk.
Oysa son haftalarda ülkemizde yaşanan bazı olayları örnek göstererek toplumumuzda ahlaki sapmamızın nerelere geldiğini hatırlatmak istiyorum. Bir anlamda şapkamızı önümüze alıp son durumumuzu hep beraber değerlendirelim.
Yıllarca kendimizi batı toplumuyla karşılaştırarak bizim onlar gibi olmadığımızı ve olamayacağımızı konuştuk, anlattık. Bizler komşusu açken tok yatamayan güzel kuşakların çocuklarıyız. Daha yakın geçmişe kadar sigara içen bir genç mahallesi’nde karşılaştığı bir büyüğüne karşı sigarasını saklar ve gizlerdi. İnsanlar alenen yemek yiyip içmekten hayâ ederdi. Genç kızların erkek arkadaşının olduğunun duyulması utanç vesilesiydi ve mahalledeki tüm delikanlılar o genç kızın abisi hükmündeydi. Bir delikanlının ise konuştuğu kız ancak nikâh masasına oturacağı sevdiği yavuklusuydu. Toplumumuzda ameli düzenli olmasa dahi insanlarımız Allah, Kur’an, peygamber veya dine herhangi bir dil uzatılması durumunda şiddetle karşı çıkar, tepki koyardı.
Bir mahallede yaşanan en küçük yüz kızartıcı olay herkesin utanma vesilesi olurdu. Çocuklar bile birbirlerini ahlaki davranışları konusunda ikaz eder ve mahcup olmamaya çalışırdı. Kısacası toplumda utanma arlanma yüz kızarma gibi güzel hasletler vardı.
Oysa bugün aşağıda verdiğimiz ve son haftalarda yaşanan gayri ahlaki yaşantılara toplumdan neredeyse çok cılız seslerle tepkiler geldi. Burada iki husus birbirini tamamlıyor. Birincisi böylesi ahlaksızlık yapanların tamamı bu toplumun içerisinden çıktı. Demek ki biz her geçen gün yeni nesillere ahlakta iyi örnek olamamışız. Toplumumuz artık kirlenmeye karşı yeterli eğitimi de tepkiyi de veremiyor. İkinci husus ise böyle bir ahlaksızlık çıktığında toplumun verdiği tepki o kadar cılız ki ahlaksızlar ahlaklı olarak karşı kendilerine bir sorumlu gibi görmüyor hatta yaptıklarından dolayı övünüyor ve galip gelmişler gibi seviniyorlar.
Bu yazıyı kaleme almama neden olan, yaşanan birkaç olayı kısa başlıklar halinde hatırlatayım.
-Antalya Serik’te bir öğrencinin okulda arkadaşı tarafından atılan kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim’e attığı tekme,
-Bursa’nın İnegöl ilçesinde bir ilkokulun aile birliği tarafından düzenlenen organizasyonda dansöz oynatması. Basının bu olayı sanki İmam Hatip Lisesinde yapılan bir organizasyon gibi yayımlaması,
-Kendisini Tik-Tok denen mecranın meşhuru olarak gören ve biraz daha takipçi toplamak adına çektiği rezil video. (Hatırlanacağı gibi bu videoda bir erkek hastanede kendisi doğum yapmış gibi gösteriliyordu.)
Bu düzenin bozulmasında hiçbirimiz sorumlunun eğitim sistemimiz, devlet yapımız, farklı mecralar ya da medya gibi unsurlara bağlamamalıyız. En ciddi eğitimin aile içerisinde verildiğini unutmadan bu kadar dış ahlaki sıkıntıların olduğunu kabul etmeliyiz. Her birimiz öncelikle kendi evlatlarımıza sahip çıkmalıyız. Değerlerimizin ayaklar altına alınmasına müsaade etmeden öncelikle yaşantımızla örnek olmalıyız. Toplumu kurtaracak olan fertlerdir. İçimizdeki çürümeye başlayan yönlerimizi tespit ederek süratle önce kendimizi düzelterek müdahale etmeliyiz.
( İstanbul Bebek sahili rezaletini yazamam bile)
Yukarıda bahsetmiş olduğumuz 3 olayı kısaca aklımızın yettiği kadar değerlendirip yazımızı sonlandıralım.
Antalya Serik’te bir öğrenci Kur’an-ı Kerim’e hakaret edercesine tekmelediği görüntüleri seyredince tüylerimiz diken diken oldu. Neyse ki bu olayın neticesinde o fiili işleyen delikanlının tekme attığı kitabın Kur’an-ı Kerim olduğunu ve bilmeden bu saygısızlığı yaptığını, bunun için çok utandığını ve Allah’a tövbe ettiğini bir video ile açıkladı. Tabi ki bu yeterli değildir. Unutmayalım ki yakın zamana kadar çamura düşen bir kâğıt parçasının dahi üzerine yazı yazılıyor diye hürmet edilen bir toplumduk. Bu konuyu çocuğun o anlık cehaletine ve sonradan yaptığı açıklamayı da göz önünde bulundurarak kapatmak istiyorum.
Bir diğer olay Bursa İnegöl’de yaşandı. Bir ortaokulda aile birliğinin dansöz oynatmasıydı. Bu olaya iki yönü ile eleştiri getirmek istiyorum. Birincisi, nasıl bir okul aile birliği üyesi olduk ki bizler, daha ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların gözünün önünde dansöz oynatıyoruz. Daha kötüsü nasıl gazeteci ve haberciler var ki bunu sanki bir İmam Hatip okulunda yaşanmış gibi medya ya servis ediyor. İmam hatipler hakkında kötü düşünülmesine aşağılayıcı konuşmalar yapılmasına önderlik ediyor. Bunun için öncelikle imam hatip mezunu arkadaşların verdiği tepkiler yeterlimi bilemiyorum. Buna tüm okul idarecilerinin, milli eğitim camiasının ve toplumun da tepki vermesini beklerdim.
Son olarak ise neredeyse cep telefonundan herkesin takip ettiği bir uygulama olan tik Tok’ta bir meşhurun hastanede çekmiş olduğu doğum videosuydu. Bizlere ne oldu ki bu kadar ahlaksızlaştık. İzlenme sayısını arttırmak ve biraz daha ünlü olabilmek adına bu kadar gayri ahlaki çekimler yaparak servis edilen bu nesil kimlerin ürünü. Nasıl bir insanlık bu ne kadar utanmazlık, arsızlık ve şuursuzluktur. Ben bunları düşündüğümde bile başıma ağrılar giriyor. Bunu çeken ve yayınlayan, ahlaksızlıkları yayan, topluma kötü örnek olan bu insanlara umarım adli merciler ceza olarak en ağır cezayı verirler. Ayrıca İnşallah toplumun bu tür insanları dışlamasında etkili olurlar da bu tür videoların yayılmasını engel olunur.
Bir toplum ancak ahlakı bozulunca yıkılır. Bunların her biri ahlaki tefrikalardır. Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini unutmayalım; Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
Ve yine Necip Fazıl’ın Destan şiirinde seslenişini hatırlayalım;
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyurunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu içimden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu;
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.
Bu ahlaksızliklara dur demek zorundayiz. İlgisizlik ve umarsamazlik bizi, toplumumuzu ve milletimizi içinden cikilamayacak bir duruma sokabilir. Her birimiz bu gidişe dur dememiz lazim. En azından dertlenmek zorundayız.
Sağlıcakla kalın.
1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.

















