Son günlerde yaşanan hadiseler, bir toplumun sabırla inşa ettiği değer duvarlarına, kasıtlı olarak fırlatılan taşlarla ne kadar sarsıldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Her seferinde aynı senaryo, aynı roller, aynı çarpık özgürlük tanımı… Bir karikatür, bir cümle ya da bir “mizah” kisvesiyle Peygamberimize, peygamberlerimize, kutsalımıza, inancımıza yapılan saldırılar; ardından gelen tepkiler karşısında başlatılan o bildik çığlık: “Özgürlük elden gidiyor!”
Hayır. Bu özgürlük değil. Bu, alaycılığın ve düşmanlığın farklı bir kılıkta karşımıza çıkmasıdır.
Bir toplumun inançlarına, mukaddesatına dil uzatmak, ne zamandan beri özgürlük sayılıyor? Siz hakaret ettiğinizde buna cesaret, biz tepki verdiğimizde ise buna saldırı mı diyorsunuz? İkiyüzlülüğün bu kadarı insanı hayret değil, hicap içinde bırakır. Müslümanların susması, aldırış etmemesi, kendi kutsalına sahip çıkmaması mı bekleniyor?
Geçmişte de gördük benzerlerini. Fransız dergisi Charlie Hebdo aynı küstahlığı yapmış, peygamberimizi resmetmiş, değerlerimizi hedef almıştı. Tepkiler karşısında batı medeniyeti, kaleminden zehir damlayanları “mazlum” ilan ederken, inancını savunanları “terörist” olarak yaftalamakta bir an bile tereddüt etmemişti.
Bugün de aynı sahneye, yeni figüranlarla tekrar şahit oluyoruz. Ve maalesef ki kendi ülkemizde.
Malum mizah dergisi, Peygamber Efendimize ve Hz. Musa’ya karşı çirkin karikatürlerle yeni bir saygısızlık örneği sergiledi. Tesadüf bu ya; karikatürlerin yayımlanmasından hemen önce bir siyasi aktör din derslerini kaldıracağını vaat etti. Aynı ismi, yayından 6 gün önce bu dergi yetkililerini ziyaret etti. Yayının ardından da bu siyasi aktör sözde özgürlük savunucusu bir söylemle halkın tepkisine kulaklarını tıkayarak bu çirkinliğe arka çıktı. Ne büyük ve arsız bir senaryo ama!
Ardından gelen tepkilerle toplumun damarına basıldı. Halk, sabırla ama kararlılıkla meydanlara indi, tepkisini ortaya koydu. Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. Karikatürist gözaltına alındı. Bu, hukukun ve vicdanın hâlâ diri olduğunu gösterdi belki de. Onlar istemese de inançlara sahip hukukçular devreye girdi.
Ancak provokasyonlar durdu mu? Tabii ki HAYIR.
Bazı siyasetçiler, geçmişin yaralarını kaşımak için ateşe benzin dökercesine “Biz bunları Madımak’tan biliriz” şeklinde tweetler attı. Kimileri ise ekranlara çıkıp “Türkiye Müslüman bir ülke değildir” diyerek halkın inancıyla alay etti. Bu ifadeleri duyunca insanın diline ister istemez MalcolmX’in şu sözü geliyor:
“İslam’a sövmekten başka fikri olmayanlar; fikir değil, İslam’a sövmenin özgürlüğünü istiyorlar.”
Ne acıdır ki, “Biz de Müslümanız” diyen sol aydınlarımızın içinden bir kişi bile bu iğrenç yayına karşı sesini yükseltmedi. Ne bir açıklama ne bir kınama… Sanki korkularını, çıkarlarını vicdanlarının önüne koymuş gibiler. Oysa inanca yapılan saldırının hedefi sadece dindar kesim değildir; bu bir milletin tüm manevi varlığına yapılan saldırıdır.
Şimdi biz daha yüksek sesle “Ulu önder tektir. O da Hz. Muhammed’dir” diyerek gür sesimizle haykırıyoruz. Onun adı, bizim şerefimizdir. Onunla alay edenler, yalnızca kendilerini küçültür. Bu millet tarih boyunca zulme, alaya, hakarete boyun eğmedi; bundan sonra da eğmeyecek.
Neyzen Tevfik’e atfedilen o veciz söz, günümüzü ne güzel anlatıyor:
“Geldikleri gibi gitmediler. Kimi itini bıraktı, kimi bitini. Kimi de piçini bıraktı. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil.”
Biz millet olarak inançlarımıza saygı gösterilmesini istiyoruz. Düşünceye değil, aşağılamaya karşıyız. Yazı yazarken de küstahlaşmamaya, hakaret etmemeye, sövmemeye özen gösterdiğimi bilmenizi isterdim.
Kutsalımıza hakaret edilmesine sessiz kalmak, varlığımıza ihanettir. Kendi mutluluğundan başka bir hedefi olmayanlar nasıl kötüyse, sadece kendi kutsallarını önemseyenler de en büyük kötülüğü yapıyorlar.
“Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.” demiş Rus yazar Tolstoy.
Bu ülke halkı yıllarca küçümsendi, dışlandı ama imanını muhafaza etti. Siz hâlâ mizah adı altında kutsala dil uzatmayı özgürlük sayıyorsanız, bilin ki millet bu tuzağa düşmeyecek kadar feraset sahibidir. İnançlı insanlar tabii ki provokasyonlara gelmeden, taşkınlık yapmadan tepkisini koymayı iyi bilir.
Bu topraklar çok şey gördü. Ama inançla, sabırla, vakarla yürüyenleri hiçbir karikatür, hiçbir kelime, hiçbir alaycı kalem durduramadı. Durduramayacak.
1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.






















