Uzun yıllardır “özgürlüğümüz engellenemez” diyen bir anlayışın, toplumu nereye sürüklediğini üzülerek izliyoruz. Özgürlük adı altında başlayan bu hareketler, zamanla zihinleri dejenere etti, ardından kıyafetlere ve davranışlara yansıdı. Bugün geldiğimiz noktada, sahneler adeta plaj alanına dönüştü; müzik ve sanatın yerine teşhir ve mahremiyet ihlali geçti.
Gençlerimizin idol olarak gördüğü sanatçılar, örnek olmaktan ziyade onları çıplaklığa ve sınırsızlığa teşvik ediyor. Hatırlayacağınız üzere bir dönem sahne kıyafetleriyle gündem olan sanatçılar, şimdi çok daha ileri giderek sınırları zorlayan, hatta p.rnografiye yaklaşan şovlara imza atıyorlar. Sahnedekiler bu gösterinin +18 için yapıldığını utanmadan sıkılmadan ilan ediyorlar. Açıklama, sözüm ona gösteriyi normalleştirme çabasından başka bir şey değil.
Sanatçı diye sahneye çıkan bazı kişiler, yatak odası kıyafetleriyle, mahrem hareketleri binlerce insanın önünde sergilemeyi normalleştiriyor. Onlara destek veren sözde sanatçılar da “doğru yoldasınız” diyerek bu yozlaşmaya, iğrençliğe alkış tutuyor.
Peki bu toplum nereye gidiyor? Bizim kültürümüz, bizim tarihimiz, bizim değerlerimiz bu muydu? Biraz geriye dönelim. Biz, Kurtuluş Savaşı’nda peçeli annelerimizin iffetle, imanla vatan savunduğu bir milletin torunlarıyız. Dün burnunu göstermekten utanan ninelerimizin torunları, bugün sahnede her şeyi teşhir eden sözde sanatçılarla karşı karşıya. Bu bir ilerleme değil, tam anlamıyla bir çürümedir.
Avrupa’da dahi halka açık alanlarda bu tür uygulamalar hoş görülmemekte. 1960’larda İngiltere’de bir mağaza vitrinine konulan dizüstü etekli cansız manken, kadınlar tarafından protesto edilmiş ve “kadına hakarettir” denilmişti. Bugün ise bizim ülkemizde sahnelerde çok daha ağır tablolar yaşanıyor.
Buradan özellikle anne ve babalara seslenmek gerekiyor. Çünkü çocuklar, ne görürlerse onu uygular. Televizyon, sosyal medya, ya da konser sahnelerinde izledikleri her şey onların zihin dünyasını şekillendiriyor. Biz aileler, kendi ellerimizle çocuklarımızı kime teslim ediyoruz, farkında mıyız?
Eğer toplumsal değerlerimize, kültürümüze ve geleceğimize sahip çıkmak istiyorsak, önce kendi çocuklarımızın elinden tutmalıyız. Onları yanlış örneklerin insafına bırakmamalı, aile içinde güçlü bir ahlak ve değer eğitimi vermeliyiz. Çünkü bu gidişata dur diyecek en büyük güç, yine ailelerin iradesidir.
Hepimize düşen görev bellidir. Çocuklarımıza sahip çıkarak, nesillerimizi korumak ve toplumumuzu ifsat eden bu akımlara karşı dimdik durmalıyız.
1971 yılında Sakarya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Adapazarı’nda tamamladı. Halkla ilişkiler ve medya mezunu olan Abdülkadir Şen evli ve 2 çocuk babasıdır. 1999 depremi sonrası Beton Santrali Müdürü olarak 7 yıl görev yaptı. 2007 yılında Sakarya Kültür ve Sosyal Yardım Vakfı ( SAKVA)'nda Yönetim Kurulu Üyesi ve idareci olarak bulundu. Seyahat etmeyi seven Abdülkadir Şen’in yaptığı seyahatlerinden derlediği FAS ve BALKANLAR’ı anlattığı yayımlanmış 2 gezi/anı kitabı, Kurtuluş savaşı kahramanlarından Kazım Çavuş'un savaş hatıralarını yazdığı bir kitabı vardır. Sakarya merkezli yayın yapan Zafer Dergisinde ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazıları çıkmaktadır. Halen Sakarya ili Adapazarı ilçesinde hayatını sürdürmektedir.






















