Connect with us

Hi, what are you looking for?

Eğitim

Yaz Kur’an Kurslarında “Gönül” ve “Denge” Eğitimi

Camileri çocuk sesleriyle süsleyen, koşturmacalarla şenlendiren o mevsime geldik: Yaz Kur’an Kursları. Diyanet personeli için bu dönem, Ramazan ayına ilave olarak yılın belki de en yoğun, en hareketli ama bereketi en bol zaman dilimidir. İmamlık, öğretmenlik yapmış, halen de akademik olarak konuyla ilgilenen bir eğitimci olarak öncelikle mesleği icra eden görevlilerimizle ama daha geniş olarak bütün ilgililerle bazı, tecrübe, gözlem ve fikirlerimi paylaşmak isterim.

Özel sektörü de sayarsam dört farklı kurumda çalıştım. Gördüğüm şu: Eğer işiniz insanla ise unvanların, statülerin ve kurumların bir önemi yok. Daha açık konuşayım.

İnsana dokunmak isteyen biri için imamlıkla öğretmenliğin, öğretmenlikle akademisyenliğin birbirine üstünlüğü yoktur.

Küçük bir dokunuş insanların hayatında çok önemli yer işgal edebiliyor. Geçen yıl yaşı benden çok küçük olmayan bir arkadaşım yazdı. Lisedeyken kendisine ilk Hadis-i Şerif’i ben ezberletmişim. Bu onun hayatında çok anlamlı bir şey olacak ki bunu bana minnetle ifade etme gereği duymuş. Bu basit örnek gönle dokunmak, hayra vesile olmak arzusu ile yapılan küçük şeylerin insan hayatında perdeler açabildiğini gösteriyor.

Küçük şey yoktur.” Hele mesele insansa hiçbir şey küçük değildir.

O sebeple birazdan başka boyutlarına dikkat çekeceğim yaz kurslarında din görevlilerimiz bu şuurla hareket etsin. Hiçbiri yaptığı işi asla küçümsemesin. Hem mutlu ederler hem de mutlu olurlar.

Nihayetinde hepimizin hayattan beklediği bir gram mutluluk değil mi?

Yaz Kur’an Kursları Neden Önemli?

Bazen gündelik hayatın koşturmacası içinde yaptığımız işin önemini gözden kaçırabiliyoruz. Şunu çok net ortaya koyalım: Yaz Kur’an kursları, bu ülkenin dini hayatının inşasında zannettiğimizden çok daha kritik, hatta hayati bir öneme sahip.

Türkiye’de İlahiyat Fakülteleri, İmam Hatip Liseleri, uzun süreli Kur’an kursları veya çeşitli sivil/dini yapıların verdiği kurumsal eğitimlerin toplum geneline ulaşma oranı istatistiksel olarak %5 ile %10 arasındadır.

MEB’in din kültürü dersleri çok değerli. Ama yaz kursu ile arada temel bir fark var. Yaz Kur’an kursu Cami, imam, ibadet, Kur’an ve gönüllülük boyutuyla ayrı bir iklim. Küçük bir hesap yapalım: MEB Din kültürü dersi haftada 2×36=yılda 72 saat eder. Yaz kursunda haftada 5×6=30×6=Altı haftada 180 saat eder.

Yani sadece bir yaz Kur’an kursunda bir yılda verilen din kültürü dersinin yaklaşık 2,5 katı ders saati var. Bu kısmın detayını bir tarafa bırakıyorum.

Şu gerçeği görmezden gelemeyiz. Toplumun büyük çoğunluğu, dinini, ibadetini ve ortak dini tecrübesini çocukken gittiği birkaç haftalık yaz kurslarında öğrendiği sınırlı bilgilerle ve ezberlediği birkaç sureyle yaşıyor. Yani siz bugün cami kapısından içeri giren o çocuğa abdesti, namazı, duayı öğretirken aslında o çocuğun ömür boyu sürecek dini hayatının temelini atıyorsunuz. Yaz kursları, Türkiye’de toplumsal dindarlığın görünmeyen omurgasıdır.

Bu yüzden yaz Kursu Türk toplumunun dini hayatında çok ama çok değerli.

Dörtlü Sacayağı ve “Erken Yaş” Efsanesi

Eğitim bir bütündür ve dört başat unsurun dengesiyle yürür: Öğrenenin özellikleri, öğreticinin nitelikleri, öğrenme ortamı ve öğretimin içeriği. İlk olarak “öğrenen” yani çocuklardan başlayalım. “Çocukların yaşı önemli mi?” sorusu her yıl sorulur. İnsan, beşikten mezara kadar öğrenen bir varlıktır. Dolayısıyla çocukların camiyle, mihrapla, minberle olabildiğince erken yaşta tanışmasında büyük fayda var.

Ancak burada asıl soru “ne zaman” tanışacağı değil, “kiminle” ve “nasıl” tanışacağıdır. İlk izlenimler hayat boyu silinmez. Camilerimizin fiziki şartları her zaman elvermese de eğitimi mutlaka akran gruplarına göre planlamak lazım. 15 yaşındaki gençle 7 yaşındaki çocuğa aynı yöntemi uygulamak, pedagojik olarak baştan kaybetmektir. Mevcut şartlarda bunu yapmanın zorluklarını biliyorum. Biz idealini söyleyelim. Zaten iş şartlara, imkanlara bakar.

Kendinizi de Çocuğu da Paralamayın, Bilgiyi Abartmayın!

Biraz açık olayım. Önümüzde sadece birkaç haftalık bir zaman dilimi var. Mucizeler yaratmak zorunda değilsiniz. Her çocuğun özel olduğunu, her birinin öğrenme kapasitesinin, aile arka planının, ilgisinin bambaşka olduğunu en iyi siz bilirsiniz. Bu kısacık sürede yapılacaklar sınırlıdır. Bu yüzden gereksiz yere kendinizi de çocukları da paralamayın. “Bilgi” yükleme kısmını abartmayalım. Çocukların zihnini ansiklopedik kavramlarla doldurmaya çalışmak yerine, özü vermeye odaklanalım.

Bana göre bir Yaz Kur’an Kursunun temel hedefleri şunlar olabilir:

• Çocuğun camiyle ve imamla/hocasıyla sıcak bir bağ kurması.

• Kur’an okumayı belirli derecede öğrenmesi.

• Kurs bittiğinde camiden hoş bir intiba ile ayrılması.

• Abdest, namaz, oruç gibi temel konuları asgari düzeyde, doğru şekilde öğrenmesi.

• Dine, mukaddesata ve din adamına karşı içinde bir saygı ve aidiyet hissinin uyanması.

Bundan daha fazlası zamanla, ilgiyle, emekle olacak şeyler. Elbette olsa iyi olur, hepimizin temennisi bu. Ancak bizde -hadi bazen diyeyim- ne yazık ki her şeyin abartısı makbul sayılıyor. Veliler beklentiyi arşa çıkarıyor; hocalar işi abartabiliyor. Hiç gerek yok.

Rahat olun ve çocukları da rahatlatın. Mümkün olanı yapın. Az, öz, temiz.

Gönüllülük Avantajdır!

Bir din görevlisinin ilk fark etmesi gereken şey şudur: Yaz kurslarında okul gibi bir not, sınıf tekrarı veya disiplin yaptırımınızın olmaması bir el eksik başlamak demek değildir. Aksine, bu sizin en büyük avantajınızdır! Çünkü o çocuklar oraya zorla değil, bir şekilde gönüllü geliyorlar.

Baskının olmadığı yerde sevgi çiçek açar. Çocuklar oynasın, koşsun, caminin halısında yuvarlansın ama bir şeyler de öğrensin. Sevdirmeyi hedefleyin. Şartlara ve kapasiteye göre çocuk zaten alacağını alacaktır. Asli hedef çocuğun kalbine din, iman, Kur’an aşkı düşürmektir. O bir kez düştü mü, gerisi kolay gelir. Bunu yapmak kolay mı? Hem zor hem kolay. Hepsi değilse de önemli bir kısmı öğreticiye bağlı.

Hediye Pragmatizmine Dikkat!

“Çocuklara sevdirelim” fikrini bazen öyle yanlış anlıyoruz ki, işi adeta bir ticaret ortaklığına döküyoruz. Eğitimde ödül ve ceza abartıldığında amacından sapar. Bazen görüyorum; (hadi abartarak söyleyelim) neredeyse camiye devam eden her çocuğa bir ev bir araba verecekler. Bir ara abartı büyüktü. Sanıyorum giderek rayına oturuyor.

Evet, insan ikramı sever. Ama yerinde, zamanında, kararında olursa. Çocukta “pragmatizmi” kamçılamaya gerek yoktur. Hediyelerimiz sembolik ve teşvik edici olsun ama abartıdan uzak olsun.

Doğal olun, samimi olun; sizin bir tebessümünüz bütün ödüllerin üstünde olabilir.

Çocukluğun iyice abartıldığı, herkesin kendi çocuğunu “biricik” gördüğü bir çağda çocukları “madde” ile tatmin edemezsiniz. Ama onlara ilginizi, sevginizi, örnek kişiliğinizi verebilirsiniz. Emin olun asıl ihtiyaçları da bu. Evdeki bütün bireylerin koşturduğu, evlerin otele döndüğü bir çağda nesiller en fazla ilgiye muhtaç.

Bakmayın öyle çocuğu için her şeyi yapacak moduyla size gelen “duyarlı” velileri. Genelleyemem ama gözlemim şu: Dışarıda çocuğunu aşırı önemsediğini “gösteren” velilerin bir kısmı evde veremediğini dışarıda “göstererek” telafi ediyor. Yanılabilirim. Ama gözlemim bu.

Tabii ki taliplisi, imkânı ve fiziki şartları varsa içinde sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerin olduğu yoğunlaştırılmış programlar da yapılabilir, çok da güzel olur. Ancak unutmayalım ki mevsim yaz, hava sıcak ve bu çocuklar tüm yıl okul stresi çekti. Yoğun programları bile kısa tutun ve velilere, çocuklarının oynamaya da en az öğrenmek kadar ihtiyacı olduğunu anlatın.

Teknik Bir Detay: Mahreç ve Dini Bilgiler Dengesi

İşin mutfağına dair iki önemli noktaya değinmek istiyorum. Kur’an eğitiminde temel, mahreç ve hurûftur (harflerin doğru çıkış yerleridir). Bunu asla ihmal etmeyin. Yanlış öğrenilen bir telaffuz, ileride yerleşik bir alışkanlığa dönüşür ve düzeltilmesi zor olur.

İnsanlar ömür boyu “Gulfü” okur.

Bunun için talim derslerini düzenli olarak yapın. Kulak bu işin önemli bir parçası. Bir de ipucu vereyim. Topluca yaptırdığınız talimler hem sınıfı canlı tutar hem de sınıf hakimiyetinizi kolaylaştırır. O yüzden talimi asla es geçmeyin; az öğrensinler ama harfleri doğru tanıyarak öğrensinler.

Madalyonun diğer yüzünde ise başka bir tehlike var: Bazı hocalarımız, kendi müktesebat eksiklikleri veya pedagojik kaygıları sebebiyle ders programındaki “Dini Bilgiler” kısmını es geçip sadece Kur’an okutuyorlar. Kabul ediyorum. Kur’an öğrenmek somut bir çıktı ve görünen bir tarafı var. Veliler de ağırlıklı olarak bunu talep ediyor. Ancak bu bir yanlıştır.

Sadece Kur’an okumayı öğrenen bir çocuk, eğer temel ahlaki ilkeleri, inanç esaslarını ve asgari düzeyde ibadet bilgisini öğrenmiyorsa eğitim eksik kalmıştır. Gününüzü, saatinizi iyi planlayın. Kursun bir yarısı Kur’an ve talimse, diğer yarısı hayatı güzelleştirecek dini bilgiler olmalıdır. Kıymetli meslektaşlarım, fedakâr hocalarım… Bu yaz o minik kalpler yine size emanet. Sahaya çıkarken cebinizde sabır, yüzünüzde tebessüm, gönlünüzde Peygamberi mirasın aşkı olsun. Sevdirin, kolaylaştırın, müjdeleyin.

Yaz Kur’an Kurslarında “Gönül” ve “Denge” Eğitimi

Abdullah İnce’nin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Sivas’ta doğdu. 30 yıldır Sakarya’da yaşıyor. Sakarya İlahiyatı bitirdi. Uzmanlık alanı din sosyolojisi. Yurt müdürlüğü, imamlık, öğretmenlik yaptı. Halen Sakarya İlahiyatta din sosyolojisi profesörüdür. Çok sayıda bilimsel çalışması var. Çalışmayı ve insanın çalışanını seviyor. Doktorada yaşlılık çalıştı şimdi de hem akademik olarak hem de fiili olarak gençlikle ilgili. Bunlar dışında dini gruplar, din-tüketim ilişkisi, gençlik ve inanç, afet-din ilişkisi gibi konularda da uzman sayılır. Evli ve 4 çocuk babası.

Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir.

Genel

Neşet Ertaş’ın “Yolcu” türküsü, hayat serüveninin sorgulandığı ve bu serüvene dair derin düşüncelerin anlatıldığı, yürek burkan bir türküdür. Türkünün her mısrası, insanın dünyadaki yolculuğuna...

Genel

Tarih, yalnızca şanlı zaferlerin, kahramanlıkların ve parlak başarıların toplamı değildir. Bazen içimizi acıtan, çoğu zaman hatırlamakta zorlandığımız üzücü hadiselerle de karşı karşıya kalırız. Ne...

Gezi

Ostrozac Kalesi (Boşnakça: Tvrđava Ostrožac) Bosna-Hersek’in en güzel ve en küçük şehirlerinden biri olan Cazin’e bağlı Ostrojaç köyünde bulunan bir kaledir. Kale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 16....

Genel

TEBRİKLER SAKARYA KENT KONSEYİ, TEBRİKLER GENÇLİK MECLİSİ. Sohbetlerimizde her nasılsa yeni neslin durumunu tartışmaya açarız. Bu konuda oldukça mahir olan toplumumuz. Gençleri de hedefe...

Previous Next
Close
Test Caption
Test Description goes like this